.

 

P i r a T

Avrupa Yelken Federasyonu - Eurosaf tarafından resmi sınıf olarak tanınmaktadır.

Türkiye'de one-design balonlu bir teknede

en büyük,

Optimist ve Laserdan sonra 3.büyük sınıf

PiraTTürk Haber grubumuza üye olun

 


Kaptanın Seyir Defteri - Mümtaz Ünel 

 

- Yelkende Olimpiyat Başarımız-

 

Pekin Olimpiyatlarında yelken yarışlarını seyrederken, ülke bayraklarını yelkenlerin üzerinde kocaman gördükçe, işte dünya üzerindeki denizci uluslar bunlar diye düşünüyor insan.
Dünyada denizci ulusların sayısı çok daha fazla olmasına rağmen yarışlarda sınıflarına göre 20-40 civarı ülkenin temsil edilmesi, katılım hakkının kazanılmasının pek de kolay olmadığını gösteriyor.


Katılım hakkını, yani kotayı alabilmek için yelkencilerimiz dünyanın çeşitli bölgelerinde zorlu yarışlarda başarılı olmuşlar ve bu hakkı kazanmışlardır. Milli takım antrenörümüz Tolga Rangaviz ile beraber yarışlar ve hazırlık dönemi de dahil bazısı işlerini tamamen bırakmış, bazıları da okulunu dondurarak kayıplar yaşamışlardır.Futbolda, katılma hakkını elde edemediğimiz gibi 12 Dev Adam ve Filenin Sultanları da dahil çok spor dalında Olimpiyatlara katılmak maalesef gerçekleşememiştir. Devşirme sporcu yoluna gidilmemiş yol uzun da olsa öz kaynaklarımıza yönelinmiştir.


Laser sınıfında Kemal Muslubaş (İYK) 43 sporcu arasında 18. Finn sınıfında Ali Kemal Tüfekçi (İYK) 26 sporcu arasında 20. 470 sınıfında Deniz / Ateş Çınar (İYK) 29 ekip arasında 28. RS:X erkekler sınıfında Ertuğrul İçingir (FB) 35 sporcu arasında 22. Sedef Köktentürk (Muğla/Ferdi) 27 sporcu arasında 27. oldular. Birinci ile sonuncu arasında fark o kadar az oluyordu ki, madalya alabilme ümidimizi hep canlı tuttuk. Mesela Laser’de Kemal Muslubaş yarışlara dördüncülükle başlayınca da ümitlendik, sonra talihsiz bir yarış derecesini aşağıya çekti. 2008 yılında dünyadaki çoğu yarışta birinci olan ve olimpiyatların kesin favorisi Avustralyalı Tom Slingsby daha şanssızdı ve Kemalin dört sıra arkasından 22.likle yarışları tamamladı. Çok genç olan Çınar kardeşlerin 470’de kota alıp katılma başarısı göstermesi bir sonraki olimpiyatlar için umut vericidir.

 

Atatürk, “ En güzel coğrafî vaziyette ve üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye; endüstrisi, ticareti ve sporu ile, en ileri denizci millet yetiştirmek kabiliyetindedir. Bu kabiliyetten istifadeyi bilmeliyiz; denizciliği, Türkün büyük millî ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız.” derken, önümüzde uzun yollar olduğunu bilerek bir hedef koymuştur.


Kulüplerin gayretleri ortadadır, bütün kulüplerin yer problemi vardır. Yer sorununu çözebilenler ise devlete kira vermek durumundadır. Yelken Federasyonunun özerk olması ile yelken sporu devlete yük olmaktan çıkmış, bir başka deyişle kendi başının çaresine bakmaya zorlanmıştır. Kulüpler sponsor bulmak ve kaynak yaratmak peşine düşmüşler ama henüz fazla da yol alamamışlardır. Yukarıda da bahsettiğim gibi olimpiyat sporcusu 2 ila 4 yıl arası sadece olimpiyatlara hazırlanmalı ve bu zaman zarfında ne okuluna ne de işine fazla zaman ayırmamalıdır.Yıllar önce Yunanistan’ın yaptığı gibi başarılı sporculara burs vererek okul sorununun çözülmesi çok faydalı olmuş ve başarıları ardından getirmiştir.


Geçenlerde, İtalya’da bir yelken üretim firmasında çalışan, eski optimist milli takım antrenörümüz Burcu Algon kardeşimizin yazdığı gibi, İtalya’nın da başarıları bazı desteklere dayanmaktadır. Yelken Federasyonunun bütçesi bizimle kıyaslanamayacak boyuttadır ve der ki sevgili Burcu; “Olimpiyat kadrosundaki her sporcu devletin bir kurumunda profesyonel sporcu olarak kadrolu maaşlı elemandır. Polis, Maliye, Sahil güvenlik, Ordu.... Mesela 470 erkek ve bayan takımı Deniz kuvvetlerinin maaşlı elemanıdır. 35 yaşını geçtikten sonra acaba ne yapacağım kaygısı yoktur çünkü sporu bırakır bırakmaz tüm hayatı güvence altındadır.”
En zengin, en denizci ülkelerle yarışıyoruz, bahsettiğimiz ülkelerin denizci geçmişleri olduğunu ve Atatürk’ün söylediği gibi denizciliği başarmış olduğunu düşünürsek ve hala bizden daha fazla kaynak aktarıyor ve önem veriyorlarsa nasıl onları geçip de madalya alabiliriz? Un var, yağ var, şeker var” diyerek kendimizi yeterli olanaklarımız varmış gibi bir konuma koyarak yelkencilik camiamızı yıpratmayalım. Bu konuda başka ülkeler de sağlanan olanaklarla kendi başarılarımızın derecesini karşılaştıralım, eleştirilerimizi göreceli olarak yapalım.


Pekin’de yarışan Türk yelkencilerin yarışmalarda başarılı olamadıklarını söyleyenler bu konuda özveri ile çalışanlara haksızlık yaptıklarını, yarışları seyretmiş olanlar daha iyi anlayacaklardır. Sporcularımız 3-4 gün süresince, yarışları başlarda götürdükleri zamanlar da olmuş, iyi dereceler de almışlardır. Bu konularda biraz daha toleranslı olup, çalışan ve emek veren insanları kırmamak ve mümkünse desteklemek gerekmektedir. Şimdiye kadar en iyi derecemizi Finn sınıfında Sydney’de sekizinci olan Enver Adakan (İYK) yapmıştır. Ancak Enver dünyanın en iyi antrenörlerinden Philip Malte ile (Şimdiki Almanya milli takım antrenörü) yıllarca beraber bire bir çalışmıştır.


Gördüğünüz gibi bu iş o kadar da kolay değildir. Yol uzundur yapılacaklar da bellidir, ancak belli düzenlemelerden ve kulüplerin sorunlarının çözümünden sonra bu yolda hızlanabiliriz.



Mümtaz Ünel'in Önceki Yazıları

 

Denizlerimiz - Ağustos 2006

Yelkenli Okul Gemileri Yarışı - Eylül 2006

Rüzgara Yazacağım - Kasım 2006

Faça Yelken - Ocak 2007

Yelken ve İnsan - Temmuz 2007

2007 Avrupa Pirat Şampiyonası - Eylül 2007

GPS Yıldızların Pabucunu Dama mı Attı - Ocak 2008

Evren'in Merkezi - Nisan 2008

Yelken Bir Yaşam Biçimi - Temmuz 2008